Yazılarımdaki üç noktalar kafamın içinde kelimelere dökülebilirken bunu kalem ile ya da klavye ile aktardığımda yarıda kesiliyordu. Treni yakalamak için koşarken soluk soluğa kalmak gibi bir şey olsa gerek bu durum. Belki de kafamın içindekiler dış dünyaya doğmak istemiyorlardı. Doğmak istemeyen düşüncelerime vücut bulabilmek için çırpınacağım gibi geliyor. Şu sıralar yazmaktan kaçtım fakat mantıklı sebepler sunamadım kendime. Elim ne klavyeye ne de kaleme gidiyordu. Kafamdakiler dolup taşıyordu ama aktarabilme gücünü kendimde bulamıyordum. Uyumadan önce birbiriyle dans eden süslü kelimeler ve cümleler arasında kalıyordum. Düşlerime üşüşmeyin...

Belki de bir atalet zincirine bağlıydım ve beni yazmaktan alıkoyuyordu. Artık o zinciri kırmamın vakti gelmiştir. Çünkü ben okudukça yazdıkça mutlu hissediyorum ve mutluluğu içimdekileri dışa dökersem bulabileceğimin de farkındayım. Artık düşlerime üşüşenleri kağıtla buluşturmanın vakti gelmişti...

                                    Tekrar görüşene dek hoşça kal...