Bazen öyle oluyor ki insanın kabuklarını kırıp konfor alanının dışına çıkması gerekiyor. Bazen de etrafına duvarlar örüp kendisini orada muhafaza etmek istiyor. Ördüğü duvarların içine kolay kolay kimseyi almıyor. Orada mutluluğunu belki tek başına belki sadece birkaç kişiyle yaşamaya başlıyor/çalışıyor. Sahiden insan illa kabuklarını mı kırmalı ya da kendine duvarlar mı örmeli bu soruyu sorguladım vakti zamanında. Her şeyde olduğu gibi bunu yaşarken de dozunda yaşamak gerekli diye düşünüyorum. Bizzat deneyerek tecrübe ettiğimden olsa gerek, yeri geliyordu kendi içime çekiliyor, kendimi dinlemek istediğim bir dönemden geçiyor ve başkalarından uzaklaşıyordum. Bu durumu 'asosyal' olarak etiketleyenler olsa da insanın kendi içine dönmesi gereken zamanların var olduğuna inanıyorum. Kendini bulabilmek ve kendi benliğine sıkıca sarılabilmek... Bazen de kabuğumu kırmam gerekiyordu hayatımı idame ettirmek için. Ne kadarı ağır basıyordur tam olarak kestiremesem de hayatta her ikisinin de olması gerektiğini düşünüyorum. Kabukları kırmak ya da kırmamak... Birini ya da ikisini de uygulamak... Önünde sonunda kendini bulacak ya da kendine ulaşacaktır o kişi.

  Stefan Zweig'in şu sözüyle bitirmek istiyorum: ''Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.''