Bu yüzyılı devirebilmek için bir çırpınış hali içindeyiz. Kimi zaman lüzumsuz olan bu çırpınışlar huzursuzluk ağlarına düşürdü bizleri.''Büyük balık küçük balığı yer.'' atasözünde bir şeyleri çok yanlış anladık. Küçük ve büyük olma savaşları başladı. Oysaki balık olmak göz ardı edilmişti. Balık olmak insan olmaktı aslında bunu görmeyi başaramadık. Bunu göremeyen insanlar sadece kendi çıkarlarını göz önünde bulundurdu.  Nihayetinde gözü doymak bilmeyen, aç gözlü mahlukatlara dönüştü.

    Yüreğinin açlığını, gözlerinin açlığı ile tatmin etmeye başladıklarında sonlarını hazırladıklarının  farkında bile değillerdi. Dipsiz bir kuyuydu açlıkları ve doyurabilmeleri imkansızdı. Objelere duyulan hayranlıkları kendilerini nesneleştirmişti. Sahi insan nasıl doyabilirdi? 

    Benliğinden uzaklaşan varlıklar hâliyle yüreklerinin sesini dinlemeyi de unutmuşlardı. Bu döngüye teslim olmuşlardı. Kalabalıklar içinde kendilerini hissettiklerini, bulduklarını düşünüyorlardı. Büyük bir yanılgı içerisindeydiler. Kalabalıkta değil yalnızlıkta bulacaktı insan kendini. Samimiyetin toprağa gömüldüğü, menfaatin göklere çıkarıldığı bir çağ. Sürüden ayrılanın değil ayrılmayanın kurdun kaptığı bir dönem. Sudan çıkmış bir balık gibi yüreğinin çırpındığının farkına ne zaman varacaklar? 


                                                                                                      Tekrar görüşene dek hoşça kal...