En çok da yol kenarındaki çiçekler için üzülüyorum. Otobüs camından bakarken fark ettiğim toz duman arasında kalmış çiçeklerden bahsediyorum. Tozun dumanın arasında varlığını sürdürmeye çalışan çiçekler...Kim için varlığını sürdürüyor? Eğer insanlar içinse ne yazık ki pek de fark edilmiyorlar. Beyaz, kırmızı, pembe güllerin üstündeki gri battaniye... Kirliliğe hapsettiğimiz canlılardan sadece birkaçıydı yol kenarındaki çiçekler... 

   Sonrasında üç ya da dört ay önce evimizin bahçesinde bulduğumuz yaralı martı için yardım arayışı zihnimde beliriyor. Yetkili birimleri aramak, gerekli birime yönlendirilme sonrası uzun süren uğraş sonucu bağlanabildiğim telefon konuşmasında, en geç yarın gelebilecekleri yanıtını almak... Yarına kadar martının can vereceğini tahmin etmek bu kadar zor olmamalı. Ardından ayağımda terliklerle, kucağımda martıyla yokuşu koşarak çıkıp veterinere yetişmeye çalışmam...

   Yine bundan bir sene önce Berlin'de geziyorken kuşun gagasına yapışan sakızı görmüştüm. Dünya'nın neresi olursa olsun insan yine elinden geleni yapıyordu doğaya zarar vermek için. Çantamdaki bisküviyi kuşa yem olarak atıp kuşu oyalarken, arkadaşım yakalayıp gagasındaki sakızı çıkartabilmişti. 

   Çok basit gibi görünüyor insan için yaşamak... Fakat arkasında bıraktıklarına sadece dönüp bakabilmeli. Eğer vicdanı varsa doğadaki diğer canlıları da düşünebilir. En basitinden sakızı, maskeyi ya da çöpü yere atmaz. Çok zor olmadığına inanıyorum. 

   İnsan günden güne yapaylaşıyor olsa da doğa insana rağmen doğallığını korumaya çalışıyor. Doğa yaşarsa biz yaşayabiliriz bunu unutmayalım. 



            Tekrar görüşene dek hoşça kal...