Her ne kadar kitapları okurken yarım bırakmayı sevmesem de, bazen doğru zamanda okumadığımı düşünerek o kitabı okumamı ileri zamanlara öteliyorum. Doğru zaman gelip çattığında kendimi hazır hissettiğimde kitaptan aldığım tat, bir arının çiçek ile buluşup aldığı nektar gibi. Bazı kitapları okumak için doğru zamanı ve doğru yaşı beklemek gerekli diye düşünüyorum. İnsanın yaşıyla edindiği tecrübeler, hayata dair bakış açısı kazanması,hayatın getirdikleri kadar götürdüklerinin sonucuyla kendini harmanlayabilmesi kitaplara olan bakış açımızı değiştiriyor. 

        Descartes'e göre, iyi kitapları okumak bu kitapları yazmış olan değerli insanlarla konuşmak gibidir. Bu sözü ilk duyduğumda karanlık bir oda aydınlanmıştı adeta. Bu değerli insanlarla konuşmak için de iletişim unsurlarının yerinde olması gerekli ve amacımız bir kitabı alıp, okuyup bitirmek değil. Her nerede olursan ol kitabın seni hazır olarak bekliyor olması, senin o kitaba karşı hazır olduğun anlamına gelmeyebilir. Bu durum bazı kitaplar için geçerli ve bu kitapların böyle bir ön şartı var. Hayatın cilvesi gibi kitapların da cilvesi var. 

        Son olarak insanların kitap okuma ritüelleri kişiden kişiye değişiyor. Her bir kitabı, kilitli bir oda gibi düşünürsek, odaya girebilmek için kapının anahtarının elinizde olması gerekiyor. Bazen elimizde düzinelerce anahtar olmasına rağmen, anahtar uyuşmadığı için o kapıyı açamadığımız oluyor. İşte hayatın bizi yoğurmasıyla o anahtarları ya elde edeceğiz ya da bir yerlerde bir şekilde bulmuş olacağız.


   

                                                                 Tekrar görüşene dek hoşça kal...